|
Tarih'den Bosfor Turizm
|
|
16/01/2026, 05:30 PM
Mesaj: #19
|
|||
|
|||
|
RE: Tarih'den Bosfor Turizm
İstanbul’dan Münih’e, Bir O 302 Hikâyesi
İnsan yola çıkınca anlıyor bazı şeyleri… Gurbet de öyle, sıla da. Sadece şehirleri değil, memleketleri birbirine bağlayan uzun bir yol bu. Bizim için de bu yol, İstanbul’dan kalkıp Münih’e kadar uzanan, bitmek bilmeyen bir gidip gelme hikâyesi. Biz bu yolu Bosfor Turizm’in Mercedes-Benz O 302 OTOMARSAN’larıyla bir kaç kez gittik geldik. Durup dinlenmeden, sabırla, sanki yolu ezbere bilen o koca otobüslerle… İstanbul arkada kalır, insanın içi bir tuhaf olur ama önünde de koskoca bir hayat vardır, mecbur devam edersin. Yaklaşık 2000 kilometre… Dile kolay. Ama Bosfor Turizm'in O302 rahat olunca yol da çekilir oluyor. Geniş koltuklara yaslanırsın, camdan dışarı bakarsın. Balkanlar geçer gözünün önünden, köyler, kasabalar, dağlar, ovalar… İnsan bazen dalıp gider, nereden çıktığını bile unutacak gibi olur. Trakya’yı boydan boya geçip Edirne’ye vardık mı, işte orada yolun havası değişir. Selimiye’nin minareleri uzaktan görünür, kubbesi koca koca durur karşında. Otobüsün içine bir telaş çöker, herkes toparlanır. Pasaportlar çıkar, valizler düzeltilir. Ama asıl mesele içtedir… Sınır kapısında “Güle güle” denildi mi, işte o zaman bir şeyler kopar insanın içinden. Ay-Yıldızlı bayrağın dalgalandığı o beyaz kuleyi otobüsün arka camından izlerken gurbet tam orada başlar. Derken kapı açılır, Bulgar polisi görünür: — “Merhaba komşu!..” İnsanın içine biraz su serper o laf, yalan yok. Sınırı geçince önümüzde dümdüz bir ova açılır. Seralar sıra sıra… Haskova, Eski Zağra, Vidin, Pazarcık… Yol alır gideriz. Otobüs ağır ağır ama kararlı kararlı ilerler. Camdan bakarken insan düşünür: Biz niye gidiyoruz, niye dönüyoruz, niye hep yoldayız… Sofya’ya geldiğimizde artık yeni bir sınır daha yakındır. Bulgaristan bitmek üzeredir. Sonra Yugoslavya… Orada görevliler başka türlü sorar hatırını: — “Kako ste?” Pirot, Niş derken yol sertleşir, dağlar başlar. Balkanlar kendini gösterir. Ovalar biter, virajlar başlar. Ama manzara da güzelleşir. Otobüsün camından bakarken insan iç çekmeden edemez. Belgrad’a yaklaşırken bir nehir çıkar karşımıza. Büyük, heybetli… Tuna’dır o. Türk’ün türküsünde, tarihindedir. Sonra Sava’yla kucaklaşır, Belgrad’da birleşirler. Orada artık “Avrupa’ya geldik galiba” dersin kendi kendine. Zagreb’den sonra topraklar daha da değişir. Dağlar yükselir, ormanlar sıklaşır. Tirol’ler başlar. Hava kararır, herkes biraz yorulmuştur. Bosfor'un O 302 Maribor’a vardığında, oh be deriz, nihayet dinleneceğiz. Otelde bir duş, temiz bir yatak… O gece insanın uykusu tatlı olur. Sabah yeniden yola düşeriz. Yugoslavya biter, “Dovidenja” der geçeriz. Avusturya başlar. Ormanlar, dağlar, tertemiz yollar… Sınırda “Willkommen” derler. Yol kısa ama yokuş çoktur. O302 tırmanır, biz camdan bakarız. Salzburg’u uzaktan gördük mü anlarız, Avusturya da bitiyor. Az kaldı deriz, az kaldı… Ve nihayet Almanya. Münih’e girmeden önce herkes camlara yapışır. “Şurası bizim mahallenin orası”, “Ben burada çalışıyorum”, “Dayım şurada oturuyor” lafları başlar. Çünkü Münih artık bize yabancı değildir. On binlerce Türk yaşar burada, çalışır, ekmeğini kazanır. Saat beş suları… Şehir kalabalık, sokaklar dolu. Boğaz (Bosfor) Turizm’in Mercedes-Benz O 302 bahnhof'a yaklaşırken insanın içinde tuhaf bir duygu olur. Yol bitmiştir ama zalım gurbet başlamıştır. Valizler iner, kapılar açılır. Kimisi yarım sevinçle iner, kimisi mahzun… Ama herkes bilir ki, bu otobüs bir gün yine kalkacak. Ve yine İstanbul’a doğru yol alacak… Saygılarımla Necdet Ceren - Stuttgart |
|||
|
|
Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir



